top of page

Sanatçı Röportajları: Taha Düzler


Selam Taha! Öncelikle seni biraz tanıyalım. Neler yaptın, neler yapıyorsun?


Selam, ben Taha Düzler. 2002’de Eskişehir’de doğdum. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü mezunuyum. Bu alana ilgim, Güzel Sanatlar Lisesi’ne girmemle başladı ve pandemi sürecinde kendimi daha çok keşfetme fırsatı buldum. Sanat pratiğim genel olarak kişisel ve kolektif hafıza arasında gidip gelen anlatılar üzerine kurulu. Eski aile fotoğrafları, çevremdeki insanlar ya da hiç tanımadığım yüzler zamanla işlerimde imgeler olarak yeniden beliriyor ve yeni karakterlere, hikâyelere dönüşüyor. Materyal olarak ağırlıklı şekilde seramik kullansam da, farklı malzemelere de açığım.



Çalışmalarında dikkat çeken grotesk figürler, çarpıcı renkler ve dijital estetikler dikkat çekiyor. Bu üslup, başından beri böyle miydi, yoksa zamanla mı evrildi? Karakterlerinde sıkça gördüğümüz çoklu yüzler, hayvan-insan birleşimleri, fışkıran organlar gibi tekrar eden öğeler senin için ne ifade ediyor? Bu görsel dilin arkasındaki motivasyon nedir?


Üslubum zamanla şekillendi. Süreç içinde grotesk figürler, çarpıcı renkler ve dijital estetik benim için daha güçlü bir ifade alanına dönüştü. Çoklu yüzler, hayvan-insan birleşimleri ya da taşkın organlar kimi zaman hafızanın parçalanabilirliğini, bedenin sınırlarının değişebilirliğini düşündürüyor.Benim için önemli olan, tanıdık imgelerin bambaşka bir bağlamda yeniden ortaya çıkması. Zamanla hem kendi bedenim hem de çevremdeki ya da hiç tanımadığım yüzler işlerimde farklı karakterlere ve hikâyelere dönüşebiliyor. Bu süreç çoğu zaman sezgisel gelişiyor ve bazen benim kontrolüm dışında şekilleniyor. Yine de bu dönüşüm, izleyiciye geçmişin ve hafızanın farklı yüzleriyle karşılaşabileceği yeni bir alan açıyor.



İşlerinde absürt, zaman zaman şiddet içeren ve hicivli bir anlatım dili var.

Bu yaklaşımının altında toplumsal ya da politik bir motivasyon var mı?


Aslında işlerimdeki absürtlük ya da şiddet, doğrudan politik bir söylem kurma amacı taşımıyor. Daha çok kendi içsel çatışmalarımı, gündelik hayatta hissettiğim gerilimleri ve hayatın kimi zaman komik kimi zaman rahatsız edici absürtlüğünü yansıtma isteğimden geliyor. Tabii ki toplumsal meselelerden tamamen bağımsız değil; yaşadığım çevre ve olaylar ister istemez üretimime yansıyor. Ama temel motivasyonum, doğrudan eleştirmekten çok, tanıdık olanı çarpıtarak izleyiciyi başka bir bakış açısına davet etmek.



Mizah da üretimlerinde baskın bir unsur. Bu senin için bir savunma mekanizması mı, bir saldırı mı, yoksa sadece bir oyun alanı mı?


Mizah benim için kesinlikle bir oyun alanı. Bazen konuları yumuşatıyor, bazen de işin absürtlüğünü daha görünür kılıyor. Genelde izleyiciyle doğrudan bir bağ kurmanın en eğlenceli yolu bu. Çünkü mizah mesafeyi azaltıyor; ağır ya da rahatsız edici konuları bile daha kolay sindirilebilir hale getiriyor. Kısacası, işlerimde ciddi şeyleri anlatırken bile biraz gülümsetmek hoşuma gidiyor.


Peki bu dili ve dünyayı kurmana neden olan kişisel ya da kültürel deneyimlerin nelerdi?


Üslubumun oluşmasında en çok kişisel deneyimlerim etkili oldu diyebilirim. Çocukluk anılarım, aile fotoğrafları ya da çevremdeki insanların hikâyeleri işlerime doğrudan yansıyor. Bazen çok tanıdık bir yüz ya da küçük bir anı bile bambaşka bir dünyaya dönüşebiliyor. Kültürel olarak da yaşadığım coğrafyanın izleri, gördüğüm imgeler ve karşılaştığım hikâyeler beni besliyor. Aslında bütün bunlar bir araya gelince, işlerimde kurduğum dil biraz da kendiliğinden ortaya çıkıyor.


Üretim sürecin nasıl işliyor? Bir fikirle mi başlıyorsun, yoksa doğaçlama mı ilerliyorsun?


Çoğu zaman eskizler ya da notlarla yola çıkıyorum, fakat üretim sırasında işler beklemediğim şekilde değişebiliyor. Bu süreçte malzemenin verdiği tepkiler ya da o anki ruh halim işin yönünü değiştirebiliyor. Her aşamada yeni sürprizlere açık oluyor ve bu da süreci daha özgür kılıyor. Sonunda ortaya çıkan işler ise daha kişisel bir anlam taşıyor.



Seramik ve dijital işlerin birbirine nasıl yaklaşıyor ya da ayrışıyor?


Seramik ve dijital işlerim farklı görünüyor ama aslında birbirini besleyen iki alan. Seramikte malzemeyle daha doğrudan bir ilişkim var, hata ya da tesadüfler sürece yön verebiliyor. Dijitalde ise daha hızlı, esnek ve sınırsız bir alan buluyorum. Bazen dijitalde ürettiğim imgeler seramiğe taşınıyor, bazen de seramikte bulduğum formlar dijitale yansıyor. Bu iki alan arasında gidip gelmek bana yeni yollar açıyor.


İşlerime bakan insanların verdikleri tepkiler benim için önemli. Çünkü işin asıl keyfi o karşılaşma anında ortaya çıkıyor. Bazen ufak bir gülümseme bile işlerimin karşı tarafta bir iz bıraktığını hissettiriyor ve bu da bana motivasyon veriyor.


Eskişehir’de bağımsız bir sanatçı olmak nasıl bir şey? Senin için bu, zorlayıcı bir seçim miydi? Nasıl bir yolculuk bu?


Eskişehir’de bağımsız bir sanatçı olmak hem avantajları hem de zorlukları olan bir şey. Büyük şehirlerdeki kadar imkân yok belki ama buranın sakinliği, özgür alanları ve topluluk hissi bana iyi geliyor. Kendi yolumu çizerken zorlandığım zamanlar oluyor ama aynı zamanda bu bağımsızlık üretimime daha özgün bir karakter katıyor.


Yakında açılacak olan Günümüzü Kazmak sergin, hem ismiyle hem çağrışımlarıyla dikkat çekiyor. Bize bu sergiden biraz bahseder misin? Ne kazıyoruz? Ne buluyoruz?

Günümüzü Kazmak serisi, şarkı sözlerinin bende uyandırdığı duygulardan yola çıktı. Bu sözler bazen kişisel anılarla birleşti, bazen de hiç tanımadığım yüzlerle yeni hikâyelere dönüştü. İşlerimde tanıdık imgeleri farklı bir şekilde kurarak izleyiciyi alışılmış olana yeniden bakmaya davet ediyorum. Sergi, hem kendi geçmişimden hem de ortak hafızadan izler taşıyan bir alan yaratıyor.


Sanatının evrileceği yön hakkında bir öngörün ya da arzun var mı?

Sanatımın nereye evrileceğini kesin olarak söylemek zor ama sürekli değişime açık olduğunu biliyorum. Şu anda seramik ve dijital işleri birlikte yürütüyor, aynı zamanda yeni malzemeler ve disiplinlerle de denemeler yapıyorum. Arzum, ürettiğim işlerin kendi kişisel yolculuğumla birlikte büyümeye devam etmesi.


Röportaj: Azra Yakar

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Le Mur Eskişehir 2026 Sanatçı Açık Çağrısı

Institut Français Türkiye, 2024 yılında Türk sanatçılar için Fransa'da TamArt misafir sanatçı programını başlatmıştır. Bu program dahilinde TamArt, 2024 sonbaharında Fransa'da fotoğraf, belgesel fil

 
 
 

Yorumlar


bottom of page